Ba’s

‘Kıyametin kopmasından sonra Allah tarafından ölülerin diriltilmesi hadisesi’.

Sözlükte “birini kaldırıp harekete geçirmek; uykudan uyandırmak, diriltmek” gibi mânalara gelen ba’s kelimesi, genel olarak Allah’ın herhangi bir ÅŸeyi yoktan var etmesi, Hz. îsâ gibi bazı peygamberlerin ölüleri diriltme mucizesi, Hz. Peygamber’in düzenlediÄŸi en çok üç kiÅŸilik askerî müfreze gibi ıstılahî mânaları yanında Ä°slâmî literatürde asıl ve en yaygın olarak, “kıyamet gününde Allah’ın âhiret hayatını baÅŸlatmak üzere ölüleri yeniden canlandırması, onları kabirlerinden çıkararak hayata göndermesi” anlamında kullanılır.

Ba’s inancı bazı farklılıklarla birlikte Ä°slâmiyet’ten önce eski Mısır, Ä°ran, Çin ve Hint dinlerinde bulunduÄŸu gibi Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta da vardır. Kur’an’da ifade edildiÄŸi üzere Câhiliye devri Arapları’nın büyük bir kısmı ölümden sonraki diriliÅŸi inkâr ederken bir kısmının buna inandığı bilinmektedir (Cevâd Ali, VI, 123-133). Kıyamet hallerinden olan ba’s Kur’an, sünnet ve icmâ ile sabit olduÄŸundan Ä°s¬lâm dinindeki iman esaslarından biridir, bunu inkâr eden dinden çıkmış kabul edilir. Kur’an’da kıyamet gününün mutlaka geleceÄŸi, kabirlerin açılacağı (el-Ä°nfitâr 82/4), yeryüzünün, içindeki ağırlıkları dışarıya atacağı (ez-Zilzâl 99/2) ve Allah’ın insanları tekrar dirilterek yerden ot bitirir gibi topraktan çıkaracağı (Nuh 71/17-18) bildirilmiÅŸ, “Cibril hadisi “nde de ba’s iman edilmesi gereken esaslar arasında sayılmıştır (Buhâri, “îmân”, 37). Ehl-i sünnet’e göre ba’s kesin naslarla sabit olduÄŸu gibi aklen de mümkündür. Mu’tezile ise mümine mükâfat, kâfire ceza vermenin Allah’a vacip olduÄŸu ÅŸeklindeki temel görüşünden hareketle ba’sı mümkün olmanın ötesinde aklen zorunlu görmüştür (Kemâl b. Ebû Åžerîf, s. 213-214). Kerrâmiyye de aynı kanaati paylaÅŸmıştır (BaÄŸdadî, s. 237). Şîa’nm konu ile ilgili görüşü Ehl-i sünnet’inkinden farklı deÄŸildir (Muhammedi er-Rîşehrî, VII, 95). Mansûriyye ve Cenâhiyye gibi bazı Ä°slâm dışı fırkalar ise ba’sı inkâr etmiÅŸlerdir.

Kur’an’da, sûr a birinci üflemenin ardından -Allah’ın diledikleri müstesna- bütün canlıların yok olacağı, ikinci üfleme üzerine de ba’s hadisesinin gerçekleÅŸeceÄŸi ve ölmüş bütün yaratıkların yeniden canlanarak (ez-Zümer 39/68) belli bir hedefe doÄŸru koÅŸuyormuÅŸ gibi (el-Meâric 70/ 43) rablerinin huzuruna çıkacakları (Yâsîn 36/51) anlatılır ve diriliÅŸin, gerçeÄŸi öğrenme ve amellerin karşılığını görme hikmetine baÄŸlı olduÄŸu (en-Nahl 16/38-39; et-Tegâbün 64/7) vurgulanır. “Yevmü’l-ba’s” (er-Rûm 30/ 56) ve “yevmü’l-hurûc” (Kâf 50/42) ismi de verilen o günde insanlar arasındaki soy yakınlığının fayda vermeyeceÄŸi, herkesin kendi derdine düşeceÄŸi ve bu yüzden kiÅŸinin kardeÅŸinden, anne baba, eÅŸ ve çocuklarından kaçacağı (Abese 80/34-36), kimsenin birbirine bir ÅŸey sormayacağı (el-Mü’minûn 23/101), herkesin tek başına muhatap almıp sorumlu tutulacağı, bazı yüzlerin ak, bazılarının kara olacağı (Âl-i Ä°mrân 3/106) ÅŸeklinde kıyametle ilgili bilgiler (kıyamet halleri) Kur’an’da ayrıntılı bir ÅŸekilde zikredilmektedir. Kur’an, ölümden sonra diriliÅŸi hayretle karşılayan ve bu konuda kesin bilgi sahibi olmak isteyenlere cevap teÅŸkil etmek üzere, ölmüş ve parçalarına ayrılmış bazı canlıların yeniden diril-titdiÄŸini haber vermek suretiyle (el-Bakara 2/72-73, 259-260) duyulur âlemden de insan zihnini diriliÅŸ gerçeÄŸine yaklaÅŸtırıcı örnekler sergilemektedir.

Hadislerde anlatıldığına göre bir cuma günü gerçekleÅŸecek olan (Ä°bn Kesîr, I, 257-260) yeniden diriliÅŸ, insandaki acbü’z-zeneb adı verilen ve hiçbir zaman çürüyüp yok olmayan bedene ait maddî unsurların gökten inecek bir nevi hayat suyu sayesinde bir anda canlanmasıyla gerçekleÅŸecek ve insan kabirden veya acbü’z-zenebin bulunduÄŸu yerden bir bitkinin topraktan çıkışı gibi süratle canlanıp ortaya çıkacaktır (Buhârî, “Tefsîr”, 39/ 3, 78/1; Müslim, “Fiten”, 141, 142; Müs-ned, II, 322; Ä°bn Ebû Âsim, II, 433; Ä°bn Kesîr, I, 244-247). Bazı din bilginleri ba’sın, meniye benzeyen bir çeÅŸit suyun gökten inip kabirdeki acbü’z-zeneble karışması sonucunda tahakkuk edeceÄŸini söylemiÅŸlerdir (Åža’rânî, II, 148). Bazıları ise bu açıklamayı uygun bulmayarak ilâhî kudretin bu tür vasıtalara muhtaç ol¬maksızın ölüleri diriltebileceÄŸi görüşünü benimsemiÅŸlerdir (Râzî, XIV, 143). Ä°bn Kesîr’in naklettiÄŸi bir hadiste, Ä°srafil’in sûra ikinci defa üflemesinden sonra göklerle yeryüzü arasında bulunan ruhların kabirlerdeki cesetlere gireceÄŸi ve diriliÅŸin böylece gerçekleÅŸeceÄŸi anlatılır (en-Mihâye, I, 241). Kıyamet tasvirleriyle ilgili hadislerde kabirden ilk defa Hz. Muhammed’in kalkacağı ve organları teÅŸekkül etmiÅŸ düşük çocuklar dahil bütün insanların dirileceÄŸi bildirilir (Buhârî, “Tefsîr”, 39/3; Ä°bn Mâce, “Cenâ’iz”, 58). Ayrıca ba’s sırasında kiÅŸilerin çıplak, tüysüz, sünnetsiz, saÄŸlıklı ve otuz yaÅŸlarında olacakları belirtilir {Müsned, V, 232; Buhârî, “Rikâk”, 45; Müs¬lim, “Cennet”, 55-59; Nesâî, “Cenâ’iz”, 118). Ebû Dâvûd ise insanların ölümleri sırasında giyinmiÅŸ oldukları elbiselere bürünmüş olarak diriltileceklerini ifade eden bir hadis nakleder (“Cenâ’iz”, 18). Fakat Müslim’deki, “Her kul öldüğü hal üzere diriltilir” (“Cennet”, 83) hadisi dikkate alınarak Ebû Davud’un rivayetindeki “elbise” kelimesi “iman ve amel elbisesi” anlamında te’vil edilmiÅŸtir (Ä°bn Kesîr, I, 269). Hadislerde ba’sın aklen mümkün görülen bir hadise oluÅŸu üzerinde durulmuÅŸ ve Kur’an’dakine benzer tarzda ispatlar yapılmıştır (Beyhakî, s. 649).

Ba’s ile ilgili âyetler yeniden diriliÅŸin cismanî olacağını göstermektedir. Nitekim ölüp topraÄŸa karıştıktan sonra dirileceklerini akıllarına siÄŸdıramayan inkarcılara, “Biz toprağın onlardan yiyip tükettiklerini de, geride bıraktıklarını da çok iyi biliriz, katımızda her ÅŸeyi muhafaza eden bir kitap vardır” (Kâf 50/4) ÅŸeklinde cevap verilmiÅŸ; çürümüş kemikleri göstererek, “Bunları kim diriltebilir?” diyenlere, “Onları ilk defa yaratan diriitecektir” (Yâsîn 36/78-79) buyurulmak suretiyle kemiklerin diriltilmesi ba’sın kapsamında gösterilmiÅŸ, böylece diriliÅŸin cismanî olacağı vurgulanmıştır. Ayrıca cennet ve cehenneme, cennet ehli ve onlara verilecek nimetlere, cehennem halkı ve onlara uygulanacak azaba dair birçok âyet ve hadiste yer alan tasvirler âhiret hayatının cismanî olacağını, yani ruh ile bedenin birleÅŸmesiyle kurulup devam edeceÄŸini açıkça göster¬mektedir. Bu kadar açık ve kesin nasları te’vil edip âhiret hayatının sadece ruhanî olduÄŸunu iddia etmek, tutarlı te’vil çeÅŸitlerinin hiçbiriyle baÄŸdaÅŸmaz. Bu sebepledir ki Gazzâlî bu tür te’villeri inkârla eÅŸit tutmuÅŸ ve buna taraftar olan filozofları tekfir etmiÅŸtir (Tehâfütü’l-felâsife, s. 84-90). Ehl-i sünnet, Mu’tezile ve Şîa gibi ana Ä°slâmî mezhepler yeniden diriliÅŸin cismanîliÄŸini kabul ederler. Bunu imkânsız görenlere karşı Kur’an, spermanın uygun ortamda geliÅŸmesini tamamlayarak güçlü, güzel endamlı, akıllı ve mükemmel bir varlık haline ge¬linceye kadar geçirdiÄŸi geliÅŸme sürecini, aynı ÅŸekilde kupkuru ve ölü toprağın yaÄŸmur suyuyla canlanışını ve çeÅŸit çe¬şit bitkilerle bezeniÅŸini, yeniden dirilmenin mümkün olduÄŸunu ispatlayan deliller olarak gösterir (el-Hac 22/5). Ayrıca Kur’an ÅŸunu da hatırlatır ki eÄŸer insan bir çeÅŸit ölüm sayılabilecek olan uykuya dalışından sonra tekrar hayata dönüşü üzerinde fikir yürütür veya kâinatın akıllara durgunluk veren kozmik iÅŸleyiÅŸini araÅŸtınrsa cismanî haÅŸri anlamakta güçlük çekmez. Çünkü bunların gerçekleÅŸmesi insanların ölümden sonra diriltilmelerinden daha kolay deÄŸil, aksine daha zordur, Kur’an tecrübe dünyasından aldığı bu nevi delillere dayanarak hem diriliÅŸ olayının aklî temellerini göstermiÅŸ, hem de bunu inkâr edenlerin hiçbir delile sahip bulunmadığına ve itirazlarının ilmî bir deÄŸer taşımadığına iÅŸaret etmiÅŸtir (el-Câsiye 45/24). Gazzâlîye göre yeniden dirilme hakkındaki şüpheler, bu dünyadaki benzer olayların mahiyetini iyi kavrayamamaktan ileri gelmektedir. Nitekim canlıların üremesi ve ceninin oluÅŸumu hakkında bilgi sahibi olmayan bir kimseye, insan gibi yüksek bir varlığın döl suyu (nutfe) denilen bayağı bir nesneden yaratıldığı söylenecek olsa bunu kabul etmekte güçlük çekecektir. Åžu halde canlıların hayata geliÅŸ biçimi dikkatle düşünüldüğü takdirde ilk yaratılışın ba’s denilen ikinci yaratılıştan daha ÅŸaşırtıcı olduÄŸu kolaylıkla anlaşılacaktır (Ä°hyâ\ IV, 511). Esasen ölülerin diriltil-mesinde önemli olan husus bunu gerçekleÅŸtirecek bir gücün bulunmasıdır. Sonsuz kudret sahibi yaratıcının varlığına inanıldığı takdirde ba’sın imkânsızlığı görüşü tamamen geçersiz kalır.

Ehl-i sünnet kelâmcıları, topraÄŸa karışan bedenin tamamen yok olması halinde bile ölümden önceki varlık ve keyfiyetleriyle (cevher ve arazlarıyla) yeniden diriltilebileceÄŸi görüşündedirler. Kalânisî ile Mu’tezile’den Kâ’bî bedene ait hiçbir niteliÄŸin (araz), Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf, Ebû Ali el-Cübbâî ve oÄŸlu Ebû Hâşim ise bazı niteliklerin iade edilmesini imkânsız görürler. Kerrâmiyye’ye göre ister maddî ister manevî olsun tamamen yok olan hiçbir nesnenin aynen iade edilme¬si mümkün deÄŸildir. Bu sebeple onlar ölülerin bedenlerinin yok olmayacağını, sadece parçalanıp dağılacağını, ba’s sı¬rasında bu parçalar bir araya getirilerek yine bir beden olarak birleÅŸtirileceÄŸini savunmuÅŸlardır (BaÄŸdadî, s. 233-234). Gazzâiî ise ikinci hayatın ancak ruh (nefis) ve bedenle birlikte gerçekleÅŸeceÄŸini, yalnız bu bedenin dünya hayatındaki beden olabileceÄŸi gibi farklı unsur¬lardan yaratılmış yeni bir beden olarak da düşünülebileceÄŸini belirtmiÅŸtir (Tehâ-fütü’l-felâsife, s. 285).

Ä°slâm Meşşâî filozoflarının cismanî diriliÅŸ konusundaki olumsuz tavırları (bk. meselâ Ä°bn Sînâ, s. 291-295), “ma’dümun aynıyla iadesi”ni imkânsız görmelerinden ileri gelmektedir. Onlara göre cürüyüp yok olan (ma’dûm) bedenin âhiret-te tekrar aynıyla meydana getirilmesi mümkün deÄŸildir. Halbuki ruh bakidir, onda deÄŸiÅŸiklik söz konusu deÄŸildir. Gerçi Allah yeni bir beden yaratıp ruhla birleÅŸtirmeye muktedirdir; fakat aynı ru¬hun farklı bedenlerle birleÅŸmesi bâtıl bir inanç olan tenasühü gerektirir. O halde ba’s ve kıyamet sadece ruhlar için söz konusudur. Âyet ve hadislerde geçen cismanî tasvirler ise insana âhiret hayatıyla ilgili gerçekleri daha kolay anlatmak, iyiliÄŸe teÅŸvik etmek ve kötülükten vazgeçirmek için baÅŸvurulan sembollerden ibarettir (Ä°bn Rüşd, s. 152-155).

Ä°slâm filozoflarının bu görüşünü ke-lâmcılar “eczâ-i asliyye” formülüyle cevaplandırmışlardır. Buna göre her canlının bedeni doÄŸumundan ölümüne kadar sürekli deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸrasa da deÄŸiÅŸmeyen bazı aslî parçalar mevcuttur. Ä°ÅŸte kıyamet gününde canlının bedeni onun bu aslî cüzlerinden meydana getirilecektir. Åžu halde fazlalıkların çürüyüp yok olması, topraÄŸa karışması, hatta baÅŸka bir canlının bedenine intikal etmesi yeniden diriliÅŸ için bir problem teÅŸkil etmez. DiriliÅŸ olayının gerçekleÅŸmesi için dünyadaki bedene ait çürümüş parçaların aynen iade edilmesi de gerekli deÄŸildir. Organların kendisinden teÅŸekkül ettiÄŸi aslî unsurun mevcut oluÅŸu yeterlidir. Nitekim dünyâdaki beden de devamlı olarak yenilenmekte ve deÄŸiÅŸmektedir (M. Reşîd Rızâ, VIII, 473).

Ä°slâm filozofları içinde özellikle Fârâbî ve Ä°bn Sînâ, devirlerinde, hem matematik ve tabiat ilimlerini hem de metafizik konulan sinesinde toplamış bulunan felsefe adına konuÅŸmuÅŸ ve Helenistik felsefeden de etkilenerek spekülatif metotla cismanî ba’sın mümkün olmadığını öne sürmüşlerdi. Kelâmcılar da aynı metotla, fakat vahyin ışığından faydalanarak bunun mümkün olduÄŸunu söylüyorlardı. Çağımızda ortaya çıkan ve canlıdaki fizyolojik ve psikolojik bütün özelliklerin “gen” adı verilen çok küçük bir parçada bulunduÄŸunu keÅŸfeden genetiÄŸin verileri kelâmcılann görüşüyle büyük bir uygunluk arzetmektedir. GenetiÄŸin bu keÅŸfi aynı zamanda, hazırlanacak uygun fizikî ÅŸartlar içinde, insanların acbü’z-zenebden diriltileceklerini bildiren hadisleri de teyit eder mahiyettedir.

Hayvanların tekrar diriliÅŸ olayına dahil olup olmadıkları hususu da kelâmcı¬lar arasında tartışılmıştır. Bazı kelâmcılar hayvanların da diriltileceÄŸini ve hesaplaÅŸmadan sonra toprak haline getirileceÄŸini kabul eder, Nazzâm ise bunların da cennete gireceÄŸini ve burada yaÅŸamaya devam edeceÄŸini ileri sürer (BaÄŸdadî, s. 237). Ba’s ba’de’l-mevt (ölümden sonra diriliÅŸ) akîdesi kelâm kitaplarının sem’iyyât kısmında iÅŸlendiÄŸi gibi bu konuda Ä°slâm düşüncesinin teÅŸekkül dönemlerinden itibaren müstakil eserler de yazılagelmiÅŸtir.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.