Ä°lham

‘Feyiz yoluyla insanın kalbine ulaÅŸtırılan bilgi’.

Sözlükte ”içmek, birden yutmak” anlamındaki lehm (lehem) kökünden türemiÅŸ olan ilhâm kelimesi ”yutturmak” demektir. Terim olarak ”Allah’ın, doÄŸrudan veya melek aracılığıyla iyilik telkin eden bilgileri insanın kalbine ulaÅŸtırması” diye tanımlanabilir. Bilgi kaynaklarını kullanmadan insanın zihninde (kalbinde) âniden ortaya çıkması ilhamın esasını teÅŸkil eder. Yaygın olmamakla birlikte ilham yerine havâtır, hevâcis ve firâset tabirleri de kullanılmış, ayrıca bunlara az çok farklı mânalar yüklenmiÅŸtir. Hads, keÅŸif, tecel-lî, vârid ilhama yakın anlamlar verilen diÄŸer bazı terimlerdir. Sadece bir âyette geçen ilham kavramıyla Allah’ın insan ben-liÄŸine hem mânevî zaaflarını hem de güçlerini yerleÅŸtirdiÄŸi belirtilir (eÅŸ-Åžems 91/8). Müfessirler, Hz. Mûsâ’nın annesine yapılan vahyin doÄŸrudan Allah tarafından kalbine ulaÅŸtırılan ilham anlamına geldiÄŸini genellikle kabul ederler. Ä°lham kavramı hadislerde de yer alır. Hz. Peygamber Husayn adındaki sahâbîye öğrettiÄŸi duada, ”Allahım! Bana gerçeÄŸi bulma yeteneÄŸini ilham et” ifadesi mevcuttur (Tirmizî, ”Da.avât”, 69). Yine Resûl i Ekrem, Allah’ın kendisine ilham ettiÄŸi övgüler-le O’na hamdettiÄŸini açıklamış (Buhârî, ”Tevhîd”, 36; Müslim, ”ÃŽmân”, 326, 327), ”Sizden önceki ümmetler içinde ilham verilen kimseler vardı. EÄŸer ümmetimin arasında böylesi bulunuyorsa o Ömer’dir” demiÅŸtir (Buhârî, ”Feçâ,ilü ashâbi’z-nebî”, 6, ”Enbiyâ,”, 54; Müslim, ”Feçâilü’s-sahâbe”, 23).

Ä°lk defa Şîa’nın aşırı gruplarına mensup Mugıre b. Saîd el-Ä°clî’nin ”ism i a‘zam” sayesinde ilâhî bilgilerin kalbe akacağını iddia etmesinden sonra Ca‘fer es-Sâdık’a nisbet edilen çeÅŸitli rivayetlerin de etkisiyle ilham, bazı Åžiî fırkaların kendi imamlarına gelen kesin bilginin kaynağı olarak görülmüştür (Hayyât, s. 110-111; Eş‘arî, s. 50-51). Bundan yaklaşık bir asır sonra Hâris el-Muhâsibî, Zünnûn el-Mısrî, Bâyezîd i Bistâmî ve Ebû Saîd el-Harrâz gibi sûfîler ilhamı duyu, haber ve aklın ötesinde bilginin asıl kaynağı olarak kabul et-miÅŸlerdir (Hâris el-Muhâsibî, s. 78; Serrâc, s. 170-171). Ä°lk devir sûfîleri, Kur’an ve Sünnet’e baÅŸvurarak deÄŸerlendirmeye tâbi tutmayı gerekli gördükleri ilhamı sadece itikadî konularda dikkate alırken daha sonra yetiÅŸen sûfîlerce ilham, bütün dinî konularda kullanılan müstakil bir bilgi kaynağı haline getirilmiÅŸtir. DiÄŸer taraftan Mu‘tezile kelâmcıları içinde ”ashâbü’l-ilhâm” (ashâbü’l-maârif) adı verilen bir grup, aklî bilginin tefekkür sonunda ilâhî ilham yoluyla meydana geldiÄŸini savunmuÅŸtur (Kadî Abdülcebbâr, el-Muınî, XII, 96). Nitekim Câhiz’in Kitâbü’l-Ä°lhâm adlı bir eser yazdığı bilinmektedir (Hayyât, s. 123). Ehl i sünnet ilm i kelâmının teÅŸekkül etmeye baÅŸlamasından itibaren kelâm literatüründe ilhamın mevcudiyeti ve ifade ettiÄŸi bilginin deÄŸeri konusuna yer verilmiÅŸtir. BilindiÄŸi kadarıyla ilhamın dinî konularda bilgi kaynağı olamayacağını söyleyen ilk Sünnî kelâmcı Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’dir. Mâtürîdî, insana ait bilginin eksikliÄŸini öne sürerek doÄŸrudan doÄŸruya Allah’tan gelen ilhamî bilgiye baÅŸvurmak gerektiÄŸini iddia eden çeÅŸitli grupların bulunduÄŸuna dikkat çekmiÅŸ ve görüşlerini eleÅŸtirmiÅŸtir (Kitâbü’t-Tevhîd, s. 6). Ä°bn Fûrek’in ilhamın kesin bilgi kaynağı olamayacağını ve dinî bir delil teÅŸkil etmeyeceÄŸini kabul etmesine karşılık (Åžerhu’l-‘Âlim ve’l-müte’allim, vr. 10b, 61a) Abdülkahir el-BaÄŸdâdî, bazı insanlarda nazarî bilginin ilham yoluyla ortaya çıkabileceÄŸini savunmuÅŸtur (Usûlü’d-dîn, s. 14). Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin ilhamî bilgiye büyük önem vermesinden sonra her ne kadar Ebü’l-Muîn en-Nesefî ve Necmeddin en-Nesefî gibi Mâtürîdî kelâmcıları onun kesin bilgi kaynağı oluÅŸturamayacağına dikkat çekmiÅŸlerse de Fahreddin er-Râzî, Ä°bn Haldûn, Ä°bnü’s-Salâh, Åževkânî, Zebîdî, Åžehâbeddin el-Âlûsî gibi âlimler, takvâ sahibi bazı kimselere gelen ilhamın geçerli bir bilgi kaynağı olabileceÄŸi görüşüne meyletmiÅŸlerdir (Åževkânî, s. 415-416).
Şeytanın vesvese yoluyla kötü şeyleri telkin etmesine karşılık Allah’ın veya meleklerin hakka ve hayra yönelten bilgileri ilham yoluyla insanın kalbine ulaştırdığı konusunda İslâm âlimleri arasında hemen hemen görüş birliği vardır. Bu hususta en katı tavrı ortaya koyan Mu‘tezile âlimleri bile düşünme eylemine geçmesini sağlamak amacıyla Allah’ın insana bazı fikirleri ilham ettiğini, ayrıca O’nun başarıya ulaşmaları için müminlerin kalbine cesaret, yenik düşmeleri için kâfirlerin kalplerine de korku bıraktığını kabul ederler (Eş‘arî, s. 264). Âlimlerin önem verdiği husus, velîlere veya müttaki kullara verilen özel anlamdaki ilhamın varlığı ile bunun kesin bilgi kaynağı olup olamayacağıdır. İbn Sînâ, temiz nefislerin faal akılla ilişki kurabileceğini ve bunun vuku bulması halinde başkalarına gelmeyen bilgilerin bu nefislere feyiz yoluyla akacağını belirterek bunun velîlere gelen ilham olduğunu söyler (Şehristânî, II, 201, 230).

Sûfîlerin yanı sıra Gazzâlî, Ä°bn Haldûn ve Zebîdî gibi âlimler kalbin biri duyular âlemini, diÄŸeri gayb ve melekût âlemini algılamaya müsait iki yönü bulunduÄŸunu kabul ederler. BeÅŸ duyu ile dış dünyayı idrak eden insan iç duyusuyla da gayba ve melekût âlemine muttali olur. Kalbin melekût âlemiyle irtibat kurup doÄŸrudan bilgiler alabilmesi için her türlü kötülükten arınması ve büyük bir mücâhedeye giriÅŸmesi gerekir. Bu gerçekleÅŸtiÄŸi takdirde kalpteki perdeler kalkar ve oraya Allah’tan veya meleklerden bilgiler gelir (Ä°hyâ’, III, 143-146, 159; Åžifâ’ü’s-sâ’il, s. 30-31; Ä°thâfü’s-sâde, VII, 245-246, 263).

Ä°slâm âlimlerinin, gerek herkese verilen umumi gerekse velîlerde ortaya çıktığı kabul edilen hususi ilhamın dinî konularda kesin bilgi kaynağı teÅŸkil etmesi ve delil olarak kullanılmasına iliÅŸkin görüşlerini iki noktada toplamak mümkündür. 1. Ä°lham, Allah veya melek tarafından kalbe ulaÅŸtırıldığı için en doÄŸru bilgi olup kesin delil kabul edilebilir. BaÅŸta sûfîler olmak üzere Ä°bn Sînâ, Abdülkadir el-BaÄŸdâdî, Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî, Ä°bn Haldûn, Zebîdî ve Haydar el-Âmülî gibi âlimler bu görüştedir. Dayandıkları deliller ise şöylece özetlenebilir: a) Allah takvâ sahiplerine bilmediklerini öğreteceÄŸini belirtmektedir. Nitekim bazı âyetlerde, ”Allah’tan korkarsanız size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir” (el-Enfâl 8/29); ”Allah’tan korkan kimseye O bir çıkış yolu gösterir” (et-Talâk 65/2) buyurmuÅŸtur (ayrıca bk. el-Bakara 2/194; el-Ankebût 29/69; el-Hadîd 57/28). b) Hz. Peygamber Allah’tan ilham talep etmiÅŸ, ashabına da bunu öğütlemiÅŸ, ilmiyle amel eden-lere Allah’tan bilgiler geleceÄŸini haber vermiÅŸ, ÅŸeytanın insana kötülüğe yönelik vesveseler telkin etmesine karşılık meleÄŸin iyiliÄŸi ilham ettiÄŸini açıklamış ve ilham meleÄŸinin müminin kalbinde Allah adına nasihat verdiÄŸini bildirmiÅŸtir (Zebîdî, VII, 259-260; Reşîd Rızâ, I, 267; VII, 318). c) Ashap ve tâbiîn nesline mensup müttakilere pek çok ilhamın gelmesi bu tür bilginin varlığına ve doÄŸruluÄŸuna bir delil oluÅŸturur. Nitekim Hz. Ebû Bekir’in doÄŸacak çocuÄŸunun kız olacağını söylediÄŸi nakledilmektedir ki bunu ilhamdan baÅŸka bir yolla bilmesi mümkün deÄŸildir (Zebîdî, VII, 260-261). d) Sâlih kimselere sâdık rüyalar yoluyla bazı bilgilerin ilham edildiÄŸi bilinmektedir. Resûl i Ekrem sâdık rüyaları nübüvvetin bir parçası olarak deÄŸerlendirmiÅŸ ve vahyin kesilmesinden sonra geride bu yolun kaldığını söylemiÅŸtir. Bu ise ilhamın vukuuna iliÅŸkin tecrübeye dayanan bir delildir ve rüyada gelen ilhamî bilginin uyanıklık halinde de gerçekleÅŸmesi mümkündür (Ä°bn Haldûn, s. 22-23; Zebîdî, VII, 262-263). e) Dinin aslı vahye dayandığına göre onun anlaşılabilmesi için Allah’tan gelen bilgilere ihtiyaç vardır. Hz. Peygamber’le birlikte vahiy kapısı kapandığından geride sadece ilham yolu kalmıştır (Haydar el-Âmülî, s. 458). f) Ä°lâhî emirlere uyan herkes ilhamî bilgilere tecrübe yoluyla ulaÅŸabilir. Ä°lhamî bilgiler ferdî tecrübelere konu teÅŸkil ettiÄŸinden bunları reddetmek isabetli olmaz (Zebîdî, VII, 257). Ä°lhamî bilgileri alan sâlih insanların dünyevî arzulardan yüz çevirip Allah’a yönelmeleri de bu hususu kanıtlayıcı mahiyettedir. 2. Ä°nsan kalbine bazı bilgilerin ilham edilmesi mümkün olmakla birlikte bunlar genel geçerliliÄŸi bulunan kesin bilgi kaynağı teÅŸkil etmez ve dinî alanda delil olarak kullanılamaz. Sûfiyye ile onlara tâbi olanların dışında kalan Ä°slâm âlimlerinin çoÄŸunluÄŸu bu görüştedir. Delilleri ise şöylece özetlenebilir: a) Kur’an’da insanın doÄŸru bilgiye ulaÅŸmak için baÅŸvurması gereken kaynaklar duyular, akıl yürütme ve vahiy olmak üzere üç noktada toplanır. Yine Kur’an’da canlı cansız bütün varlıkları gözlem altına alıp incelemeyi ve akıl yürüterek onların menÅŸei hakkında bilgi üretmeyi emreden, daha sonra da üretilen bilgilerin vahyi teyit ettiÄŸini açıklayan 700’den fazla âyetin mevcudiyetine karşılık ilhamî bilgilerin elde edilmesiyle ilgili açık anlamlı beyanların bulunmayışı bu yöntemin kesin bilgi kaynağı olmadığını gösterir (Kadî Abdülcebbâr, el-Muınî, XII, 313; Zerkeşî, VI, 16). b) Hz. Peygamber’in Allah’tan rüşdünü ilham etmesini istemesi özel anlamda deÄŸil genel anlamda bir ilham niteliÄŸi taşır. c) Ä°lham kesin bilgi kaynağı olsaydı bu yöntemle elde edilen bilgiler arasında çeliÅŸki bulunmaz, farklı din ve mezhepler teÅŸekkül etmezdi (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, s. 61; Ä°bn Fûrek, vr. 10b, 61a). d) Ä°lhamî bilgiler kontrolü mümkün olmayan sübjektif bir nitelik taşır. Bu sebeple ilhamın bilgi kaynağı olduÄŸunu iddia etmek kadar olamayacağını söylemek de mümkündür (Ä°bn Hazm, II, 272; IV, 171; Nesefî, I, 22-23).

Ä°lhamın dinî alanda kullanılabilecek kesin bilgi kaynağı olmadığını ve uyulması zorunlu bir hükmün delilini teÅŸkil edemeyeceÄŸini savunan görüş nasların yanı sıra akıl ilkelerine daha uygun görünmektedir. Ä°lham taraftarlarının dayandığı âyet-lerde, müttaki ve sâlih kullara dinî hükümlere kaynak teÅŸkil edebilecek bilgi verildiÄŸine dair açık bir beyan mevcut deÄŸildir. Bu âyetlerde ilâhî emirlere uyanların Allah yolunda baÅŸarılı kılınacakları, nefislerine karşı verdikleri mücadelede yardıma mazhar olacakları ve izledikleri yolun isabetli olduÄŸuna dair müjdelerin iÅŸaretlerini bu dünyada alacakları anlatılır. Ä°mâm ı Rabbânî ile Abdülvehhâb eÅŸ-Åža‘rânî ilhamın hiçbir ÅŸekilde helâl, haram, farz, vâcip gibi dinî bir hükme mesnet teÅŸkil edemeyeceÄŸini belirtmiÅŸlerdir (Âlûsî, XVI, 17-18). Ä°lhama dair hadislere gelince bunların bir kısmının uydurma olduÄŸu tesbit edilmiÅŸtir; ”BildiÄŸiyle amel eden kimseye Allah yeni bilgiler verir” anlamına gelen rivayet bunlardan biridir (Hâris el-Muhâsibî, s. 100). Konuya dair bazı hadisler de isabetsiz ÅŸekilde yorumlanmıştır. Nitekim Hz. Ömer’in özel olarak ilâhî ilhamlara mazhar kılınmış (muhaddes) bir kimse olduÄŸunu belirten rivayet bunlardan biridir. Ä°bn Kuteybe, bu hadiste geçen ”muhaddes” kelimesinin ”sanki ken-disine önceden bildirilmiÅŸ gibi, bir ÅŸeyi söylediÄŸi zaman sezgisinde ve zannında isabet eden kimse” anlamına geldiÄŸini belirtir (Garîbü’l-hadîs, I, 97-98). Nübüvvet müessesesi sona erdiÄŸinden sâlih kullarda ortaya çıktığı kabul edilen ilhamî bilgiyi onların baÅŸkasına tebliÄŸ etmekle yükümlü olmadıkları dikkate alınırsa bu tür bilgilerin ferdî dinî tecrübenin ötesinde bir anlam taşımadığı anlaşılır. Åžu halde baÅŸkasına aktarılamayan, duyu verileri ve rasyonel bilgilerle de kontrol edilemeyen bu tür tecrübelerin genel geçerliliÄŸinin bulunmaması gerekir. Ayrıca ilhamî bilgiyi öne çıkarıp bütün gayretini buna ulaÅŸmak için harcamak, akıl ilkelerinin yanı sıra duyu verilerine dayanan bilgileri ihmal etmek gibi bir sonuç doÄŸurur. GerçeÄŸe ilhamî bilgiyle ulaşılabileceÄŸini savunanların akıl ve duyu verilerine güvenmedikleri, hatta böyle bir çabayı terketmeyi tavsiye ettikleri bilinmektedir. Kur’an ise insanı objektif bilgi kriterleri olan duyu verilerine ve rasyonel bilgilere yöneltmektedir. Allah’ın her insana iyiliÄŸi ve kötülüğü tanımasını saÄŸlayıcı duygular ilham ettiÄŸi ise tartışmasız kabul edilmesi gereken bir husustur.

Ä°lhamı konu edinen çeÅŸitli eserler yazılmış olup bazıları ÅŸunlardır: Muhyiddin Ä°bnü’l-Arabî, el-Ä°’lâm biişâreti ehli’l-ilhâm (Haydarâbâd 1362); Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, el-Ä°lhâmü’ssâdır ‘ani’l-in’âmi’l-vâfir (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 973); Abdülvehhâb eÅŸ-Åža‘rânî, Haddü’l-hüsâm fî ‘unukı men etlaka îcâbe’l-‘amel bi’l-ilhâm (Âlûsî, XVI, 17); Hasan Kâmil Maltavî, esSûfiyye fi’l-ilhâm (Kahire 1992); Raûf Ubeyd, Fi’l-ilhâm ve’l-ihtibâri’ssûfî (Kahire 1986); Ahmet Ä°shak Demir, Mütekaddimin Devri Kelâmcılarına Göre Bilgi Kaynağı Olarak KeÅŸf ve Ä°lhâm (1993, yüksek lisans tezi, MÃœ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.